CV+interviews

rominameric@gmail.com

Born 1989, Istanbul
Lives and works in Istanbul

 Education:
2013 M.F.A Painting/Printmaking, Yale University, New Haven, CT
2011 Post-Baccalaureate Certificate Fine Arts, Brandeis University, Waltham, MA
2010 B.A Studio Art and Art History; Brandeis University, Waltham, MA

Group Exhibitions:
2017 Ev, Muze Evliyagil, Ankara, Turkey
2017 Artist diaries, Kadikoy Sanat Merkezi, Istanbul, Turkey
2017 Mamut Art Project, Kucuk Ciftlik Park, Istanbul, Turkey
2016 Casting the Circle, GALERIST, Istanbul, Turkey
2016 Gokyuzunde Yalniz Gezen Yildizlar, Galeri 5 (Anel), Istanbul, Turkey
2014 La Lune, GPG Chelsea Loft, New York, NY
2014 SUPER FOG, Great Jones Space, New York, NY
2014 Current:Gowanus, ArtsGowanus, Brooklyn, NY
2014 The Brucennial, BHQF, New York, NY
2014 PAINTINGWALL (Janus at 8:16), Touch Gallery, Cambridge, MA
2013 Generations XI: Red/Pink Show, A.I.R Gallery, Brooklyn, NY
2013 MFA Thesis Exhibition, Yale University, New Haven, CT
2013 Sandy Relief Auction Show, Yale University, New Haven, CT
2011 Prospect II, Dreitzer Gallery - Brandeis University, Waltham, MA
2010 Honors Thesis Show, Dreitzer Gallery - Brandeis University, Waltham, MA
2009 VACI Annual Exhibition, Logan Gallery, Chautauqua, NY

 Awards:
2010 Paul Caine Memorial Award in Studio Art, Brandeis University
2010 Louis P. Rabinowitz Art Award, Brandeis University
2009 REMIS Fellowship, Brandeis University

Academic: 
2013 Teaching Assistant, Basic Drawing w. Dushko Petrovich, Yale University
2011 Teaching Assistant, Figure Drawing w. Sean Downey, Brandeis University
2010 Teaching Assistant, Intermediate Printmaking w. Alfredo Gisholt, Brandeis

BONE MAGAZINE (2017)
...

Atölyeni, çalıştığın yeri biraz anlatır mısın?
Şu anda atölyem evimin içinde ayrı bir oda. Küçük boy işler üzerinde çalışmak üzere kurduğum masa üstü bir yağlıboya istasyonu var, atölyenin en aktif bölümü son zamanlarda burası. Duvarlarda işlerim asılı. İlham versin diye koyduğum efemeralar veya dekoratif objeler yok. Evimin geri kalanında bunlardan çok var ama atölyeye ruh katanın, içinde yaptığım işler olmasını istiyorum. Pencerenin önünde çok güzel kocaman bir ağaç var, biraz da onun ruhu girsin içeri, tamamdır.

Günlerin nasıl geçiyor, resim pratiğine nasıl bir tempoda devam ediyorsun?
Beni yaratıcılıktan uzaklaştırmadan maddi açıdan destekleyen yarı zamanlı işlerim oluyor. Dürüstçe söylemek gerekirse bazen zamanımı yönetmekte zorlanıyorum ama atölye pratiğimi bu şartlarda da verimli olabilecek şekilde dönüştürdüğümü düşünüyorum. Genelde desenler ve küçük tuvalde yağlıboyalarla çalışıyorum. Bunlar başka işleri besliyor ama eskiz gibi değiller, her biri otonom birer iş veya kendi içinde tutarlı bir seri. Mesela üç saatten az çalışacağım bir gündeysem bunlarla ilgileniyorum. Baskı yapacağımda ise bütün günümü buna ayırmak istiyorum. Baskı gününün sonunda (iyi bir gün olduğunu varsayacağım) yaklaşık 30 monotype çıkıyor ve geleneksel baskı yöntemlerindeki edisyon pratiğinden farklı olarak bu teknikle çıkan her iş birbirinden farklı oluyor. Baskı atölyesine bir, iki görsel fikirle girip atölyeden onların iterasyonları, parçalanmış veya evrilmiş halleri, yani birçok yeni fikirle ayrılıyorum. Son üç senedir pratiğim çoğunlukla desenler, küçük tuvaller ve baskılardan oluşuyor. Büyük resimler yapmak için bölünmeden, kesintisiz atölyede olabileceğim dönemler daha iyi oluyor. Büyük resimlerde çok yoğun çalıştığım ve sonuçlara vardığım dönemlerden sonra bir süre atölyede çalışmıyorum. Defterlere çizmeye devam ediyorum ama yatakta veya bir kayanın üstünde.

Temaların nasıl oluşuyor?
Temalar aslında oluşmuyor, zaten varlar ve onları keşfediyorum. Deneyimlerim, meraklarım ve bilinçaltım rehber oluyor. Bazen arayış içindeyim, bazen de keşfettiğim şeyin ne olduğundan eminim ve anlatmak istiyorum. Atalar, kadınlık, arkadaslik, kardeslik, yabancılaşma ve bağ kurma kavramları şimdiye kadarki temalarım arasındalar.

Yağlıboyalarında ve kağıt üzerine bazı işlerinde figür ve doğa iç içe geçiyor. Ateş, buz, orman; figürlerle bir arada. Bu birliktelikle ne anlatmak istiyorsun?
Figür olgusu, ister ‘insan’ olarak ister görsel anlamda ‘figür’ olarak düşünelim, doğadan ayrı bir şey değil. Doğa, figürü kapsar; onu açıklar. Aynı şekilde figür de doğayı... Dünyanın merkezinin insan olduğunu kabul eden sistemleri sorguluyorum. Yine de insan olmanın doğasını araştırmaya ve anlatmaya önem veriyorum. Yaklaşım olarak içgüdüsel çalışmayı ve bilinçaltı imgelerini araştırmayı seviyorum. Teknik açıdan yağlıboya, birçok farklı biçimde kullanılabilen, değişken, esnek, otonomisi olan bir malzeme. Bir katmanda içerikle kurduğum fiziksel ve duygusal ilişki malzemeye nasıl biçim vereceğimi yönlendiriyor. Bir diğer katmanda bu malzemeyle çalışmanın doğası bana doğanın kendisiyle etkileşmeyi çağrıştırıyor ve ateş yakıyormuş gibi ateş resmi yapıyorum. Biçim ve içerik bir oluyor.

Çalışmalarından birini halka açık, herkesin göreceği bir yere koyma şansın olsaydı hangi işini, nereye koymak isterdin?
Küçük bir desenim var ‘Şimdi yine bilmiyorum’ adlı. Bir not gibi bırakabileceğim, insanların kişisel bir ilişki kurabileceği bir yere koymak isterdim onu. Sakince görülebileceği, bakanların sessiz bir an yaşayabileceği bir yere, mesela Belgrad Ormanı’na. Eserin üslubu çok kişisel, günlükten kopmuş bir sayfa gibi zaten. Zaman zaman ‘Şimdi yine bilmiyorum’ noktasına gelmenin zayıflık değil, döngünün içinde devinim halinde olduğumun bir hatırlatması niteliğinde. Sanki haritaya pin koymuşum gibi: ‘Şimdi yine bilmiyorum’ noktasına varış.

Resim yapmasaydın ne yapardın, hiç düşündüğün oluyor mu?
Evet düşünmüştüm. Başka işler de yaptım ama her seferinde resim yapmaya geri döndüm. Şimdi yoga ve meditasyon öğretiyorum mesela, hem içimden gelerek yapıyorum hem de resimlerimi besliyor.

Sanata yaklaşımını, üretimini ve ‘derdini’ beğendiğin sanatçılar kimler?
Yan yana yazılınca komik durabilir: Kate Bush, Barış Manço, Forrest Bess, Helen Frankenthaler, Paula Rego ve Joss Whedon.

Bizlere bir film, bir kitap, bir de albüm tavsiye etmek ister misin?
Film: ‘Café de Flore’ Jean-Marc Vallée, 2011.
Kitap: ‘Zen ve Okculuk’ Eugene Herrigel, 1993.
Albüm: ‘Let England Shake’ PJ Harvey, 2011.


EVRENSEL GAZETESI / 2016

    Küratör Aslı Seven ve sanatçılar Mükerrem Tuncay, Romina Meriç ile Luna Ece Bal ile serginin hazırlanış sürecini, çalışmalarını ve içinde bulunulan sürecin sanatlarına olan etkilerini konuştuk.
    Seven, sergi fikrinin ilk olarak ilkbahar aylarında Galerist ekibiyle yapılan bir sohbet esnasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Serginin hazırlık sürecinde önce Meriç’in eserlerinden seçme yapıldığını, ardından bunlara Tuncay ve Bal’ın çalışmalarının dahil edildiğini belirtiyor. Seven, serginin ismi olan “Çemberi Açmak”ın “döngüsellik” kavramının serginin temelini oluşturması itibariyle belirlendiği söylüyor. Seven, “Bu fikir her birinin işlerinde farklı bir vurguyla şekil alıyor, örneğin Mükerrem’in işlerinde yaşam-ölüm ilişkisine vurgu var. Romina’nın resimlerinde ise daha çok insan bedeni ve doğa arasındaki geçişlere göndermeler bulunuyor. Ece’de ise sanatsal üretim için de bir metafor niteliği taşıyan büyü çemberine rastlıyoruz. Her durumda çember bir yandan bir dönüşüme işaret ediyor, diğer yandan da bir soyutlama hareketine” diye konuşuyor.
    Sergide farklı disiplinlerden eserler bir araya getirilmiş. Tuncay bu konuda şunları söylüyor: “Çemberi açmak; video, resim, desen, yazı, yerleştirme gibi birçok medyumun birlikte olduğu bir sergi. İçerik olarak homojen bir bütünlük içerirken, formel olarak gayet heterojen bir görünümde. Bu heterojenliği sağlayan da her sanatçının farklı estetik kodlara sahip olması.” Tuncay ayrıca, “Bu sergide Ece, Romina ve benim eserlerimin estetik açıdan farklı değerler taşıması, izleyiciye ortak bahçeye farklı kapılardan girme olanağı sunuyor” ifadelerini kullanıyor. Peki, “çemberi açmak” ifadesi nasıl bir varoluşsal kırılmaya işaret ediyor? Seven şöyle yanıtlıyor soruyu: “Çemberi açmak bir doğum hareketi aslında. Biyolojik anlamda da bu böyle, büyü veya sanat üretirken de bir şeyi dönüştürmek, malzemeyi fiziksel ve entelektüel olarak yoğurarak bir şey doğurmak söz konusu. Bir varoluş biçiminden diğerine geçiş sağlayan bir şey çember. Kapalı değil döngüsel olarak ele alınıyor bu sergide.” Tuncay ise, biyolojideki hayat döngüsü, İngilizcesiyle “cycle of life” terimini hatırlatıyor ve “Bu söylemin bana göre hem formel, hem de mantıksal olarak birçok eksiklikleri var. Öncelikle yaşamı, çember gibi içinden çıkılamayan, kapalı ve distopik bir formla sembolize edebilecek kadar basite indirgemek yanlış olur” diyor.  Entelektüel olarak sürekli öğrenme süreci içindeki beynin ve sürekli değişim sürecindeki bedenin çemberin başlangıç noktasına hiçbir şey olmamış gibi varmadığını vurguluyor.  Konu eserlerin seyircide bıraktığı etkiye geliyor. Bal, sergiyi gezenlerde gözlemlediklerinin genel olarak üç sanatçının farklı estetik anlayışları arasında kurulan anlamsal köprülere ilişkin olduğunu belirtiyor. “Özellikle sergiyi birkaç defa gezme fırsatı bulmuş olanlarda gözlemlediğim en belirgin ve heyecanlı nokta serginin irdelediği konular üzerinde başlayan eserler arasındaki bağı güçlendiren, bizim fark etmemiş olduğumuz detayların keşfini yapmaya başlamış olmalarıydı” diye aktarıyor gözlemlerini. 

ÜRETİCİ BİR GÜCE TUTUNARAK VAROLABİLİRİZ’

    “Çemberi Açmak” sergisinin açılışı Atatürk Havalimanına yapılan saldırı nedeniyle ertelenmişti. Açılışın ardından da darbe girişimi ve OHAL süreci söz konusu oldu. Bu atmosferin insanların sanatla olan ilişkisine nasıl etki ettiğini soruyoruz. Seven, “Böyle bir ortamda sanata dönmek, üretmeye devam etmek çok önemli. Çünkü yok edici eylemlerin karsısında üretici, yaratıcı bir güce tutunarak varlık sürdürebiliriz ancak. Sanata olan ihtiyacın bu anlamda kolektif bir bakışı mümkün kıldığı için, tanımadığımız insanlarla empati kurma gücümüzü arttırdığı için şu anda çok önemli olduğunu düşünüyorum” diyor.
    Meriç, sanata ihtiyacın derinleştiğini vurgulayarak; bir sanatçı olarak süreçten nasıl etkilendiğini anlatıyor: “Etkilendiğimiz ve içinde derinleşmeye ihtiyaç duyduğumuz olguların, hislerin, düşüncelerin ışığında bir şeyler ifade ediyoruz. Yaşananların izleri derinleştikçe sindirmesi zorlaşabiliyor. Toplumsal olarak zor geçen zamanlarda bazen hisleri araştırma içinde olmak, sindirmek, hele ki yeni bir başlangıç yapmak yorucu, anlamsız ve bencilce gibi hissedebiliyor. Ama öyle değil. Saklanma ve donup kalma meyline rağmen harekete geçebildiğimizde dönüştürmeye ve dönüşmeye başlıyoruz, bir gıdım özgürleşme.”
“Çemberi Açmak” sergisindeki döngüselliğe dikkat çekiyor Meriç ve şunları söylüyor: “Karanlığın ardından aydınlık, sonra yine karanlık, sonra hop aydınlık demişken, ‘Çok tutunma, bu böyle sürer gider’ diyor sergi de. Süreçler içinden geçerken ruhumuz uyumasın, ölmesin. Beslenmeye ve beslemeye devam…”