writing and interviews

>>> WRITING

Exhibition text/Press Release for “Constant Joy” (Austin Lee’s solo exhibition) / 2018
For full text, photos and more info on ‘Constant Joy’ —> http://www.kostyal.com/exhibitions/constant-joy/


>>> INTERVIEWS

TimeOut Istanbul - Boya Bitirme Enstitusu roportaji - 2019

Böyle bir proje yapmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? 2017’nin başlarında yakın arkadaşlarımız da bize katılıyordu. Toplandığımızda resim yapıp, resimleri yan yana koyup ilişkilerine bakarak doğaçlama hikayeler yazıyorduk. Beraber bir kitap yapma fikri o zamandan beri var ama başlangıçtaki grup projesi yerini ikimizin kişisel yolculuk hikayesine bıraktı. Nildem resim yapmayı çok sevdi ve ‘Reptil Tales’ ismi altında resimlerini paylaşmaya başladı. Bir sure sonra kabin memurlugundan ayrildi ve benim de ressamlığımı tekrar sahiplenmeme aracı oldu.

Üretimlerinizi bir sergi olarak değil de kitap formunda sunma fikri nereden çıktı? Neden böyle bir formatı uygun buldunuz? Zaman-mekan sınırlaması olmadan, projeyi daha fazla kişiyle paylaşmak istedik. Kitap lansmanında projeden birkaç orjinal resim de sergiledik ama bunu projenin ruhunu mekana yayabilmek için yaptık. Kitap ve müzik gibi evlere girebilen medyalarda izleyiciyle kurulan bağın farklı bir dinamiği oluyor. Biraz bu formların yakaladığı direkt etkinin peşine düştük. Defterlere yaptigimiz bu resimleri ‘resim defteri’ samimiyetini koruyan bir formda paylaşmak da istedik. 

Kitabın ismi "Boya Bitirme Enstitüsü" ne ifade ediyor? Boyalarla olan fiziksel ilişkimiz arkadaşlarımız arasında eleştiriyle karışık dalga konusuna dönüştü. Sanki resim yapmak yerine boyaları kat kat sürüp, sonra hepsini kazıyarak boyalari bitirmeye çalışıyormuşuz gibi bir agresifliğimiz vardı. Boyaları kazıma eylemi ile kısmen komik bir görev bilincinde, kendimizden gizlediğimiz şeyleri aradık. Bir de gerçekten kullandığımız yağlı pastel markasının İstanbul stokunu tüketip, yenilerinin gelmesini beklediğimiz dönemler oluyordu.

Kitabın içeriğinden biraz bahsedebilir miyiz? Bu kitabın kişisel yolculuğunuzda ortak noktalar keşfetmenizin bir ürünü olduğu söylenebilir mi? Evet. 2 yıl boyunca yan yana, aynı malzemelerle ve aynı boyutlarda resim yapma sınırlarınının içinde, özgür bir imgesel ifade alanı yarattık. Biriktirdiğimiz utanç, nefret, öfke, hayal kırıklığı gibi zorlayıcı duyguları dönüştürmeye yönelik bir pratiğimiz oldu. Aslında buluşmalarımızda sadece resim yapmadik. Defalarca dinlediğimiz, yol haritası niteliğinde müzikler ve resim aralarında ayağa kalkıp dans etmeler de Boya Bitirme sürecinin bir parçasıydı. ‘Negatif’ olarak algıladığımız duygu ve yargıları alıp, bunları dönüştürebilen, söz konusu duygulardan daha büyük, renkli ve hareketli varlıklar olduğumuzu hatırlamamizı sağlayan bir gerceklik yarattık. Bu gerçeklikte karşılaştığımız alternatif benliklerimizi analiz edip, evrensel arketipler ve ‘gölge’ kavramlarıyla ilişkimizi anlamaya calıstık. Mizacımız ve davranışlarımız doğrultusunda birimizin su diğerimizin ateşi temsil ettiği sembolik bir dil oluşturduk. Bazen birbirimizin resimlerine müdahale ederek, bazen de sadece diğerinin cesaretinden ilham alarak yerleşmiş kodlarımızın ve benlik algımızın sınırlarını sorguladik. Terapotik bir nitelik taşıyan yolculuğumuz aynı dönemlerde psikoterapi’ye gidiyor olmamızla da desteklendi. Spirallı kız, bahsi geçen yolculukta benim dönüştüğüm şeyin ismi , Reptil Tales de Nildem'in dünyası. Kurduğumuz mitolojiye göre spiral su elementi, dönüşüm ve kendine yolculuk sembolü iken aynı zamanda ağır duygular, iç gözlem, akışkanlık gibi temaları barındırıyor. Reptiller ise ateş elementi, içgüdüsel hareket, hayattan keyif alma, hedefe yönelik hareket edebilme ve patlayıcı duygular gibi temaları temsil ediyor. Bu şekilde ayırmış olsam da projenin bizim için değeri herkesin içinde bu temaların farklı oranlarla barındığını ve keşfedilmeyi beklediğini fark etmemizden geçiyor. Kitaptaki yansımalar arasında bazı ortak arkadaşlarımızın mini-mitolojilerini içeren gizli portreleri de yer alıyor.

Bu projenin kavramsal bir dayanağı olduğu söylenebilir mi yoksa daha psikolojik bir üretim pratiğinin sonucu mudur? Resimleri sezgisel bir yaklasimla yaptık. Yaptığımız resimlere bakınca yabancılaşma, yolculuk ve dönüşüm temalarını döngüsel olarak işlediğimizi fark ettik. Özünde ikimiz de bireysel yolculuklardan bahsederken, bunu yan yana yaparak birbirimize güç veriyorduk. Bahsettiğimiz yolculuk ve dönüşüm kavramlarini nasil bir mercekten algıladığımızı açıklayan bir Joseph Campbell metninini paylasiyorum. "Yalnız başına maceraya çıkma riskine girmemize gerek yok çünkü tüm zamanların kahramanları bizim yerimize bunu yapmışlar. Labirent baştan sona biliniyor. Tek yapmamız gereken kahramanın izlediği yolu izlemek. Nefreti bulmayı beklediğimiz yerde ilahi olanı bulacağız. Bir başkasını öldürmeyi düşündüğümüz yerde kendimizi öldürmüş olacağız. Dış dünyaya seyahat etmeyi düşündüğümüz yerde kendi varlığımızın merkezine gideceğiz. Yalnız olduğumuzu düşündüğümüz yerde tüm dünya bizimle olacak."


BONE MAGAZINE / 2017 :
...

Atölyeni, çalıştığın yeri biraz anlatır mısın?
Şu anda atölyem evimin içinde ayrı bir oda. Küçük boy işler üzerinde çalışmak üzere kurduğum masa üstü bir yağlıboya istasyonu var, atölyenin en aktif bölümü son zamanlarda burası. Duvarlarda işlerim asılı. İlham versin diye koyduğum efemeralar veya dekoratif objeler yok. Evimin geri kalanında bunlardan çok var ama atölyeye ruh katanın, içinde yaptığım işler olmasını istiyorum. Pencerenin önünde çok güzel kocaman bir ağaç var, biraz da onun ruhu girsin içeri, tamamdır.

Günlerin nasıl geçiyor, resim pratiğine nasıl bir tempoda devam ediyorsun?
Beni yaratıcılıktan uzaklaştırmadan maddi açıdan destekleyen yarı zamanlı işlerim oluyor. Dürüstçe söylemek gerekirse bazen zamanımı yönetmekte zorlanıyorum ama atölye pratiğimi bu şartlarda da verimli olabilecek şekilde dönüştürdüğümü düşünüyorum. Genelde desenler ve küçük tuvalde yağlıboyalarla çalışıyorum. Bunlar başka işleri besliyor ama eskiz gibi değiller, her biri otonom birer iş veya kendi içinde tutarlı bir seri. Mesela üç saatten az çalışacağım bir gündeysem bunlarla ilgileniyorum. Baskı yapacağımda ise bütün günümü buna ayırmak istiyorum. Baskı gününün sonunda (iyi bir gün olduğunu varsayacağım) yaklaşık 30 monotype çıkıyor ve geleneksel baskı yöntemlerindeki edisyon pratiğinden farklı olarak bu teknikle çıkan her iş birbirinden farklı oluyor. Baskı atölyesine bir, iki görsel fikirle girip atölyeden onların iterasyonları, parçalanmış veya evrilmiş halleri, yani birçok yeni fikirle ayrılıyorum. Son üç senedir pratiğim çoğunlukla desenler, küçük tuvaller ve baskılardan oluşuyor. Büyük resimler yapmak için bölünmeden, kesintisiz atölyede olabileceğim dönemler daha iyi oluyor. Büyük resimlerde çok yoğun çalıştığım ve sonuçlara vardığım dönemlerden sonra bir süre atölyede çalışmıyorum. Defterlere çizmeye devam ediyorum ama yatakta veya bir kayanın üstünde.

Temaların nasıl oluşuyor?
Temalar aslında oluşmuyor, zaten varlar ve onları keşfediyorum. Deneyimlerim, meraklarım ve bilinçaltım rehber oluyor. Bazen arayış içindeyim, bazen de keşfettiğim şeyin ne olduğundan eminim ve anlatmak istiyorum. Atalar, kadınlık, arkadaslik, kardeslik, yabancılaşma ve bağ kurma kavramları şimdiye kadarki temalarım arasındalar.

Yağlıboyalarında ve kağıt üzerine bazı işlerinde figür ve doğa iç içe geçiyor. Ateş, buz, orman; figürlerle bir arada. Bu birliktelikle ne anlatmak istiyorsun?
Figür olgusu, ister ‘insan’ olarak ister görsel anlamda ‘figür’ olarak düşünelim, doğadan ayrı bir şey değil. Doğa, figürü kapsar; onu açıklar. Aynı şekilde figür de doğayı... Dünyanın merkezinin insan olduğunu kabul eden sistemleri sorguluyorum. Yine de insan olmanın doğasını araştırmaya ve anlatmaya önem veriyorum. Yaklaşım olarak içgüdüsel çalışmayı ve bilinçaltı imgelerini araştırmayı seviyorum. Teknik açıdan yağlıboya, birçok farklı biçimde kullanılabilen, değişken, esnek, otonomisi olan bir malzeme. Bir katmanda içerikle kurduğum fiziksel ve duygusal ilişki malzemeye nasıl biçim vereceğimi yönlendiriyor. Bir diğer katmanda bu malzemeyle çalışmanın doğası bana doğanın kendisiyle etkileşmeyi çağrıştırıyor ve ateş yakıyormuş gibi ateş resmi yapıyorum. Biçim ve içerik bir oluyor.

Çalışmalarından birini halka açık, herkesin göreceği bir yere koyma şansın olsaydı hangi işini, nereye koymak isterdin?
Küçük bir desenim var ‘Şimdi yine bilmiyorum’ adlı. Bir not gibi bırakabileceğim, insanların kişisel bir ilişki kurabileceği bir yere koymak isterdim onu. Sakince görülebileceği, bakanların sessiz bir an yaşayabileceği bir yere, mesela Belgrad Ormanı’na. Eserin üslubu çok kişisel, günlükten kopmuş bir sayfa gibi zaten. Zaman zaman ‘Şimdi yine bilmiyorum’ noktasına gelmenin zayıflık değil, döngünün içinde devinim halinde olduğumun bir hatırlatması niteliğinde. Sanki haritaya pin koymuşum gibi: ‘Şimdi yine bilmiyorum’ noktasına varış.

Resim yapmasaydın ne yapardın, hiç düşündüğün oluyor mu?
Evet düşünmüştüm. Başka işler de yaptım ama her seferinde resim yapmaya geri döndüm. Şimdi yoga ve meditasyon öğretiyorum mesela, hem içimden gelerek yapıyorum hem de resimlerimi besliyor.

Sanata yaklaşımını, üretimini ve ‘derdini’ beğendiğin sanatçılar kimler?
Yan yana yazılınca komik durabilir: Kate Bush, Barış Manço, Forrest Bess, Helen Frankenthaler, Paula Rego ve Joss Whedon.

Bizlere bir film, bir kitap, bir de albüm tavsiye etmek ister misin?
Film: ‘Café de Flore’ Jean-Marc Vallée, 2011.
Kitap: ‘Zen ve Okculuk’ Eugene Herrigel, 1993.
Albüm: ‘Let England Shake’ PJ Harvey, 2011.

@ —> http://bonemagazine.com/Ressamlar/Romina-Meric.htm


EVRENSEL GAZETESI / 2016 :

    Küratör Aslı Seven ve sanatçılar Mükerrem Tuncay, Romina Meriç ile Luna Ece Bal ile serginin hazırlanış sürecini, çalışmalarını ve içinde bulunulan sürecin sanatlarına olan etkilerini konuştuk.
    Seven, sergi fikrinin ilk olarak ilkbahar aylarında Galerist ekibiyle yapılan bir sohbet esnasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Serginin hazırlık sürecinde önce Meriç’in eserlerinden seçme yapıldığını, ardından bunlara Tuncay ve Bal’ın çalışmalarının dahil edildiğini belirtiyor. Seven, serginin ismi olan “Çemberi Açmak”ın “döngüsellik” kavramının serginin temelini oluşturması itibariyle belirlendiği söylüyor. Seven, “Bu fikir her birinin işlerinde farklı bir vurguyla şekil alıyor, örneğin Mükerrem’in işlerinde yaşam-ölüm ilişkisine vurgu var. Romina’nın resimlerinde ise daha çok insan bedeni ve doğa arasındaki geçişlere göndermeler bulunuyor. Ece’de ise sanatsal üretim için de bir metafor niteliği taşıyan büyü çemberine rastlıyoruz. Her durumda çember bir yandan bir dönüşüme işaret ediyor, diğer yandan da bir soyutlama hareketine” diye konuşuyor.
    Sergide farklı disiplinlerden eserler bir araya getirilmiş. Tuncay bu konuda şunları söylüyor: “Çemberi açmak; video, resim, desen, yazı, yerleştirme gibi birçok medyumun birlikte olduğu bir sergi. İçerik olarak homojen bir bütünlük içerirken, formel olarak gayet heterojen bir görünümde. Bu heterojenliği sağlayan da her sanatçının farklı estetik kodlara sahip olması.” Tuncay ayrıca, “Bu sergide Ece, Romina ve benim eserlerimin estetik açıdan farklı değerler taşıması, izleyiciye ortak bahçeye farklı kapılardan girme olanağı sunuyor” ifadelerini kullanıyor. Peki, “çemberi açmak” ifadesi nasıl bir varoluşsal kırılmaya işaret ediyor? Seven şöyle yanıtlıyor soruyu: “Çemberi açmak bir doğum hareketi aslında. Biyolojik anlamda da bu böyle, büyü veya sanat üretirken de bir şeyi dönüştürmek, malzemeyi fiziksel ve entelektüel olarak yoğurarak bir şey doğurmak söz konusu. Bir varoluş biçiminden diğerine geçiş sağlayan bir şey çember. Kapalı değil döngüsel olarak ele alınıyor bu sergide.” Tuncay ise, biyolojideki hayat döngüsü, İngilizcesiyle “cycle of life” terimini hatırlatıyor ve “Bu söylemin bana göre hem formel, hem de mantıksal olarak birçok eksiklikleri var. Öncelikle yaşamı, çember gibi içinden çıkılamayan, kapalı ve distopik bir formla sembolize edebilecek kadar basite indirgemek yanlış olur” diyor.  Entelektüel olarak sürekli öğrenme süreci içindeki beynin ve sürekli değişim sürecindeki bedenin çemberin başlangıç noktasına hiçbir şey olmamış gibi varmadığını vurguluyor.  Konu eserlerin seyircide bıraktığı etkiye geliyor. Bal, sergiyi gezenlerde gözlemlediklerinin genel olarak üç sanatçının farklı estetik anlayışları arasında kurulan anlamsal köprülere ilişkin olduğunu belirtiyor. “Özellikle sergiyi birkaç defa gezme fırsatı bulmuş olanlarda gözlemlediğim en belirgin ve heyecanlı nokta serginin irdelediği konular üzerinde başlayan eserler arasındaki bağı güçlendiren, bizim fark etmemiş olduğumuz detayların keşfini yapmaya başlamış olmalarıydı” diye aktarıyor gözlemlerini. 

‘ÜRETİCİ BİR GÜCE TUTUNARAK VAROLABİLİRİZ’    “Çemberi Açmak” sergisinin açılışı Atatürk Havalimanına yapılan saldırı nedeniyle ertelenmişti. Açılışın ardından da darbe girişimi ve OHAL süreci söz konusu oldu. Bu atmosferin insanların sanatla olan ilişkisine nasıl etki ettiğini soruyoruz. Seven, “Böyle bir ortamda sanata dönmek, üretmeye devam etmek çok önemli. Çünkü yok edici eylemlerin karsısında üretici, yaratıcı bir güce tutunarak varlık sürdürebiliriz ancak. Sanata olan ihtiyacın bu anlamda kolektif bir bakışı mümkün kıldığı için, tanımadığımız insanlarla empati kurma gücümüzü arttırdığı için şu anda çok önemli olduğunu düşünüyorum” diyor.    Meriç, sanata ihtiyacın derinleştiğini vurgulayarak; bir sanatçı olarak süreçten nasıl etkilendiğini anlatıyor: “Etkilendiğimiz ve içinde derinleşmeye ihtiyaç duyduğumuz olguların, hislerin, düşüncelerin ışığında bir şeyler ifade ediyoruz. Yaşananların izleri derinleştikçe sindirmesi zorlaşabiliyor. Toplumsal olarak zor geçen zamanlarda bazen hisleri araştırma içinde olmak, sindirmek, hele ki yeni bir başlangıç yapmak yorucu, anlamsız ve bencilce gibi hissedebiliyor. Ama öyle değil. Saklanma ve donup kalma meyline rağmen harekete geçebildiğimizde dönüştürmeye ve dönüşmeye başlıyoruz, bir gıdım özgürleşme.”“Çemberi Açmak” sergisindeki döngüselliğe dikkat çekiyor Meriç ve şunları söylüyor: “Karanlığın ardından aydınlık, sonra yine karanlık, sonra hop aydınlık demişken, ‘Çok tutunma, bu böyle sürer gider’ diyor sergi de. Süreçler içinden geçerken ruhumuz uyumasın, ölmesin. Beslenmeye ve beslemeye devam…”

@ —> https://www.evrensel.net/haber/286982/surecler-icinden-gecerken-ruhumuz-uyumasin-olmesin

DSCF0156.jpg